kız, başıma; yağmurun kulaklarımda bıraktığı ve en çok denizden korktuğum yılları geri çağırmıştı. sahilden ilerleyerek, ses çıkartamaz ve düşünceli olarak kaldırıma çıkarken ayağım sendeledi, üstüne bir de ayakkabı bağımın üzerine bastım. muhtemelen tahmin etmişsinizdir kaldırımın köşesine çarparken nasıl ses çıkarttığımı. ağlama sırasını savarak, yüzümden akan oluk oluk kanı bastırmak için deri çantamın kenarından bir parça yırttım. başka kullanabileceğim hiçbir şey kanamayı durdurmayacaktı çünkü.
uzaklığını yürüyerek azalttığım odaya gittikçe yaklaşıyordum. içeri girdiğimde etraf oldukça karanlığa boyanmış haldeydi. dışarıda hal böyleyken oda açılmayan lambayla daha da karanlık gözüküyordu. burada anlatmak istediğim bu ara çıldırmak üzereyim. durmuyor anlatan zihnim.
Bitecek gibi değil kuşların çığlıkları. Üşüdüğünde, bir de ağustossa için.. Depremi seviyorsa ruhun, perişan oluyorsun işte. Perperişan olan ruhuna açılmış delikler ve kan. Yırtılan zihnin yaşlanmış ve anlayamaz oluyor, gözünden yaş geliyor sanki, halbuki kan.
kül kokan ellerimden öpüyorsun da şimdi, ne olacak sen gidince ellerime?
bir dakika sonrasıyla bile yetişemediğim biri gibiydi hayat.
Mutsuz olmak ne kadar da çevirmiş etrafımı. Bütün çitim vazgeçmekten yapılma.
O gün itibariyle seni özleyen, seven ve affedemeyen biri olarak kaldım.